Köşe Yazıları

Çok okuyan mı bilir çok yazan mı?

Değişen ve denenen eğitim sistemini sahada yaşayan ve yaşamakta olan bir eğitimci olarak;
öğrencilerin en çok okuma ve okuduğunu anlama alanı ile ilgili çalışmalara ağırlık verildiğini
görmekteyim. Eee ne var bunda? Ne güzel! Ama bir de bakış açınızı değiştireyim.Hadi o
zaman okumaya devam.
Çocuklara okumayı sevdirmek için yapılan çalışmalar neredeyse anne karnında
başlamaktadır. Aktif Okuma, Görsel Okuma gibi çalışmalar anaokulu düzeyinden başlar ve
İlkokulun ikinci sınıfına kadar devam eder. İkinci sınıftan sonra artık öğrencilerden
okuduğunu anlamasını, anlatmasını ve yorum yapmasını beklemekteyiz. Bu kazanımlarla ilgili
gerek devlet, gerekse çeşitli kaynaklar kullanarak dersler zenginleştirilmektedir. Okumaya
geçen çocuk ilkokulun daha birinci sınıfından itibaren alkışlanmakta hatta törenlerle ilan
edilmekte, adına “Bayram” denilmektedir. Oysa okumadan sonra yazma öğretimi
gelmektedir. Yazma işi zihin ve kas koordinasyonu gerektirmektedir. Eğer çocuğun özel
gereksinimi yoksa yazma işi okumayla paralel olarak gerçekleşir. Düşündüğünü yazma bilişsel
becerilerin en son basamağında gerçekleşir.
Yazabilen çocuk; sınavlarda çoktan seçmeli sorulara cevap verebilir diyerek teorik bilgi
yüklemesi yapılır ve bir takım sınavlara tabi tutulur.Tabi tutulurdu.İşler artık 2000 li yılların
başındaki gibi değil.Öğrencilerden aynı zamanda yazılı ifade becerisini ölçmeye dayalı
sorularda sorulur oldu. Okuma alışkanlığı olan çocukların ortaokul ve lise yıllarında daha iyi
yazma becerisi edindiklerini görmekteyiz. Çoğu aile ve öğretmen çocukların yazı yazmayla
ilgili eksiklerinden şikayet etmektedir.Hatta bir çok üniversite hocası öğrencilerinin yazmayı
bilmediklerinden şikayet etmekte ve serzenişte bulunmaktadır.Yazının estetiksel
özelliklerinden bahsetmek ayrı bir başlık altında değerlendirme isteyen bir konudur.
Yazılı anlatım becerisinin başarısızlıkları tek bir nedene yüklemek doğru değildir. Türkçe
Programlarını incelediğimizde yazma etkinliklerine yönelik uygulamaların yok denecek kadar
az olduğunu görmekteyiz. Yazma için özel amaçlar oluşturulmalı, ilk ve orta dereceli
okullarda uygulanmalıdır.
Gelişen ve Değişen dünyada artık her çocuğun elinde tablet, telefon ve bilgisayar ve hatta
akıllı saatler bulunmaktadır. Çocuklar bu teknolojik aletleri kullanırken yazma kurallarına
dikkat etmeden yazmakta, ya da sesli yazma, yazı düzeltme gibi seçenekleri kullanarak kolay
yolu seçmektedir. Aslında baktığımızda çocuklar kurallı yazı yazmadan da birbirleriyle iletişim
yolunu seçmekte, sesli mesaj atarak yazı yazmaya ihtiyaç bile duymamaktadır. İlkokul
düzeyinde öğrencilerimin yazılarında daha çok konuşma dili kullandıklarını görmekteyim.
Açık uçlu sorulara verilen cevaplar çok kestirme cevaplar olmaktadır. Anlatımlarda sanatsal
ve süslü ifadeler kullanılmamaktadır. Yazılı ifade becerilerini güçlendirecek anlatımlardan
kaçınmaktadırlar. Bunun en büyük etkisinin teknolojinin çocukların hayatında bu denli hızlı
yayılmasından kaynaklandığını düşünmekteyim. Çocuklardaki bu çoklu üşengeçliğin tek
sebebini teknolojiye bağlamak da doğru değildir. Ebeveynlerin de yazmayı sevmemesinden

kaynaklanmaktadır. Kestirme ve kısa cümleler, kısa iletilerin hayatımızdaki yeri yazma
becerimizi köreltmiştir. Bu yüzden yeni nesil öğrenciler sınavlarda yazma alanında beklenen
performansı göstermemektedir.
Nasıl ülkece okuma seferberliği ilan ediliyorsa ; yazma ile ilgili seferberlik ilan
edilmelidir.İlk,orta ve lise dereceli okulların ders programları ,eğitim programları
oluşturulurken yazma alanı ile ilgili uygulamalara ağırlık verilmelidir.

ESRA KÜÇÜK
SINIF ÖĞRETMENİ

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu