Senden Öğretmen Olmaz (Muhammet YILMAZ-Anı Metni)

Birleştirilmiş sınıfta öğretmen olmak orkestra yönetmek gibidir. Farklı yaş ve zeka seviyelerinin bir arada toplandığı sınıfta, karmaşaya yol açmadan süreci yönetmeye ve etkili sonuçlar almaya çalışırsınız.  Bir arada okutulan sınıf sayısı arttıkça yükünüz de aynı oranda artar. Hele ki beş sınıf bir arada toplanmışsa öğretmen için oldukça yorucu bir süreç gerçekleşir.  Dersi, eş zamanlı olarak tüm sınıfa hiçbir zaman işleyemezsiniz. Zaman zaman çalışmaları yetiştiremez ve çalışmaların bir kısmını evde yapması için öğrenciye bırakırsınız. Paylaşacağım bu hatıra, birleştirilmiş sınıflı bir köy okulunda; yaşından çok daha büyük sorumlulukları omuzlarında taşıyan öğrencim Eyüp ile aramızda geçiyor.

Asker öğretmen olarak görevlendirildiğim Gümüşhane il merkezine bağlı, 46 km uzaklıkta ve 2080 m rakımda bulunan Sarıçiçek köyünün iklimi ve coğrafyası pek alışık olduğum türden değildi. Bitki örtüsü geven denilen küçük dikenli bitkilerden oluşuyor, yakacak olarak tezek kullanılıyor ve köyde gölgelenmek için söğüt dışında pek ağaç bulunmuyordu. Araba ile köye doğru yolculuk ederken orman örtüsü kayboluyor ve ağaçsız tepelerin arasında kalıyordunuz. Kuşburnu, çocuklar tarafından meyve olarak biliniyor, köyün etrafındaki çeşmelerden sodalı su akıyordu. Köy halkı geçimini hayvancılıkla sağlıyordu. Cep telefonu çekmiyor, ev telefonu aklına eserse çalışıyordu. Havası soğuk insanı sıcak bir yerdi. On yedi öğrencim vardı. Okulun temizliğini, bakımını ve düzenini onlarla birlikte yapardık. Akşamları sınıfı temizler, ertesi güne sobamızı hazırlar ve sabah ilk gelen öğrenci ile birlikte sobayı ateşlerdik. Ramazan Bayramı’ndan sonra ekim ortalarına doğru yağmaya başlayan kar, sert geçecek olan kışın habercisiydi.  Kasımın sonlarına doğru iklime de hayat şartlarına da iyice alışmıştım. Köy halkının sıcakkanlılığı ve öğrencilerin içtenliği yeni hayatıma çabuk alışmamı sağlamıştı. Öğrencilerim aynı zamanda arkadaşlarım olmuştu.

2007 Kasım’ının ilk çarşambası… Sabah ilk gelen öğrencilerimle birlikte sobamızı yaktık. Ben ders öncesi hazırlıklarımı yaparken diğer öğrenciler de bir bir geldiler. Öğrencilerin hepsi gelip yerlerine yerleşince önceki akşam verdiğim ödevleri çıkarmalarını istedim. Beşinci sınıfa giden Eyüp, ödevini çıkarmadı. Sebebini sordum, yapmadığını söyledi. Ajandama notumu aldım ve ödevlerini ihmal etmemesi gerektiği konusunda onu uyardım. Sustu, önüne baktı…

Sınıf başına düşen öğrenci sayısı fazla olmadığından dersi işlemek için öğrencilerin tek tek yanına giderdim. Etkinlikleri hep birlikte yapar sonrasında diğer sınıfa geçerdim. İlk olarak dört ve beşinci sınıflara ortak Fen ve Teknoloji dersini işledim. Eyüp’ün mutsuzluğu her halinden belli oluyordu. Etkinlikleri gönülsüz yapıyor, sorulara isteksiz cevap veriyordu. On dakika gibi bir sürede dersi bitirdim etkinlikleri yapmaları için onları serbest bıraktım. Hayat Bilgisi dersini iki ve üçüncü sınıflara ortak işleyip onları da etkinlikleri ile baş başa bıraktım. Sonra yeni bir ses öğretmek için birinci sınıfların yanına geçtim.

Birinci sınıfta okuyan üç öğrencim vardı ve ön sırada oturuyorlardı. “O” sesini tanıma ve hissettirme çalışması yapacaktım. Onların göz hizalarına kadar eğildim. Tam etkinliklere başlayacaktım ki başımın üzerinden geçen bir kitabın duvara çarpma sesiyle irkildim. Kitabı bana fırlatan arka sırada oturan Eyüp’tü. Oldukça öfkeli olan Eyüp, eline geçirdiği her şeyi bana doğru fırlatıyordu. Bir yandan da masasını tekmeliyor ve ağza alınmayacak küfürler ediyordu. Eyüp’ün yanında oturan Serkan da ayağa kalkmış yumruğunu sıkmış bir vaziyette dikiliyordu. Serkan pek ses etmiyordu ancak beden dili ve baş hareketleri Eyüp’e destek verir vaziyetteydi. Diğer öğrenciler korkmuş ve ne yapacağını bilmez bir haldeydi.

O güne kadar her şey gayet güzeldi. O yüzden öfkesinin nedenini kestiremiyordum. Birinci sınıf öğrencileri mi kıskanmışlardı, yoksa başka bir şey mi vardı kendimce bir sebep arıyordum. Hiçbir tepki vermeden dikkatlice olan biteni izlemeye koyuldum. Bir yandan da sorunu nasıl çözüme kavuşturacağım konusunda fikirler üretmeye çalışıyordum. Bu krizi öyle bir yönetmeliydim ki hem öğrencimi kaybetmemeli hem de sınıfta bir anda sıfıra inen otorite ve saygınlığımı tekrar kazanmalıydım. Fakülte eğitiminde dersin her bir dakikasının nasıl işleneceği gayet iyi öğretilmişti ancak kriz yönetimi konusunda bir şeyler eksik kalmıştı anlaşılan. Eyüp’ün yere indirdiği masanın gürültüsüyle Eyüp’le bir an göz göze geldik. Sözleri daha açık ve anlaşılır hal almaya başlamıştı.

  • Senden öğretmen olmaz!!! Senin kadar kötü öğretmen görmedim! Nerden geldin sen buraya! Defol git! Geçen seneki öğretmenim senden iyiydi! Senin yaptığın öğretmenliğin…

Eyüp’ü durdurmanın ve sınıfı tekrar kontrol altına almanın zamanı gelmişti. Eyüp’ün halinden sorunun sınıfta çözüme kavuşmayacağı apaçık ortadaydı. Yanıma çağırdım gelmedi, biraz daha agresifleşti. Hemen yanıma gel, diye bağırdım.    Sesim ne kadar şiddetli çıktıysa sınıf bir anda sessizliğe büründü. Eyüp de korkmuş olacak ki ağlamaya başladı. Hemen benimle müdür odasına geliyorsun, dedim ve kolundan tutarak Eyüp’ü sınıftan çıkardım. Diğerlerine de hemen geleceğimi ve yerlerine oturmalarını söyledim. Resmi evrakların konulduğu küçük bir oda, müdür odası olarak düzenlenmişti. Eyüp ile oraya girdik. Eyüp tek başına kalacağını hesaplayamamış olacak ki hıçkırarak ağlamaya başladı. Yüzündeki öfkenin yerini korku ve kaygı almıştı. Yüzüme bakmaya cesaret edemiyordu. Bir süre daha sessiz bekledim, ağlaması durunca:

  • Eyüp sorun nedir?
  • Öğretmenim, okuldan gittiğim zaman ahırdaki hayvanlara bakmam gerekiyor. Akşam onlarla ilgileniyorum. Sabah kalktığım zaman da onlarla ilgilenmem gerekiyor. Benim ders çalışacak hiç zamanım yok.
  • Ben de bunun farkındayım. Yalnız bu güne kadar size ders yapmadığınız için hiç kızdım mı?
  • Kızmadın öğretmenim. Ama ben sorumluluklarımı yerine getiremediğim için kendimi kötü hissediyorum. Suçlu gibi… Sınıfta sen ödevleri kontrol ediyorsun ya, yapmadığımı söyleyince kendimi daha da kötü hissetmeme neden oluyorsun.
  • Eyüp seni çok iyi anlıyorum. Ancak beş sınıf bir arada olduğumuz için çalışmaların hepsini yetiştiremiyorum bu konuda senin de beni anlamanı istiyorum. Bundan sonra ödevlerini yapamadığını not etmeyeceğim. Yapabildiğin kadar yap ve mutlaka bana göster. Bu sana uyar mı?
  • Uyar öğretmenim. Teşekkür ederim.
  • Eyüp, senin sorununu hallettik, şimdi benim problemimi çözmemiz lazım. Tüm sınıfın karşısında ağza alınmayacak laflar ettin. Bu yaptıklarının karşılığını sana ödetmezsem, bu isyanları yarın başka arkadaşların da yapmaya kalkar. Biz senle biraz tiyatro oynayalım. Ben sana yalandan bağırayım, diğerlerine de gözdağı vermiş olalım. Ayrıca aramızda geçenleri asla kimseye anlatma, ortak sırrımız olsun.
  • Tamam öğretmenim, anlaştık.

Eyüp sırrına sadık kaldı, orada olanları arkadaşlarına hiç anlatmadı ve sınıftaki en büyük yardımcım oldu. Diğerleri de oraya girme korkusuyla saygısızlık etmedi.

Eyüp’ün “Kendimi daha da kötü hissetmeme neden oluyorsun!” cümlesi hala kulaklarımda. On iki yaşındaki çocuktan öğretmenine hayat dersi. Dersimi iyi aldım. Artık öğrencilerimin ödevlerini kontrol edince hiçbir şekilde tepki vermiyorum, uygun zamanda yanıma çağırıp nedenini öğrenmeye çalışıyorum. Bu sayede hem öğrencilerim kendini özel hissediyor, hem de ben öğrencilerimi daha yakından tanımış oluyorum. Hayatın yükünü sırtına yüklenmiş güzel öğrencim, bana yeni bir ufuk açtın. Teşekkür ederim…

Muhammet YILMAZ
SINIF ÖĞRETMENİ

Bir cevap yazın