İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yorgun Kelebekler

Birinci sınıfa giden öğrencilerin öğretmenlerine sevgi ve hayranlık dolu bakışlarını başka hiç bir yerde göremezsiniz.O içtenliği, katışıksız saf sevgiyi başka bir yerde bulmanız imkansızdır. Meslek hayatımda beni en çok etkileyen bu hayranlık ve samimiyet akan bakışlar olmuştur.  Işıl ışıl parlar gözler. O ışık dünyanızı aydınlatır. Sıkıntınızı unutturur. Zorlukları kolaylaştırır adeta.

Mesleğimin ilk yıllarında iken çalıştığım okullarda birinci sınıf okutmadım. Genelde daha tecrübeli öğretmenler birinci sınıfları okutuyordu. Ben de gelip geçerken onların sınıflarına bakar o enerji dolu ortama bir göz atardım. Şıkır şıkır abaküsleri, renkli fasulyeleri  ve çubukları bu minişlerin sınıflarını daha da renklendirir farklı kılardı. Ben de ,birinci sınıf aldığımda şöyle yapacağım böyle yapacağım ,diye kafamdan planlar kurardım.

Dört -beş yılın ardından ilk defa birinci sınıfları aldım. Sınıfa ilk girdiğimde en az öğrencilerim kadar heyecanlıydım. Daha önceden kafamda çizdiğim planlarımı uygulamaya başladım. Rengarenk fasulyeler ,çubuklar ,abaküsler ,oyun hamurları kartonlar aldırdım. Sınıfta bir düzen olsun ,eşyalar kırılıp kaybolmasın amacıyla her şeyi dolabıma topluyordum. Abaküsler bir tarafta ,oyun hamurları bir tarafta,çubuk ve fasulyeler bir  tarafta düzgünce istifli oluyordu. Bu görüntü benim dahi hoşuma gidiyordu.

Gel gör ki bizim minişler eşyalarının alınıp dolaba konulmasından pek memnun kalmadılar. Akılları fikirleri dolaptaki boncuklarında, boyalarında kalmıştı. Ama ben  yinede bu durumu fazla önemsemeyip ,öğrencilerime düzenli olmayı öğretmek adına uygulamama devam  devam ettim.

Zaman ilerliyorken ben acemiliğin de vermiş olduğu stresle kaygılanmaya başladım. Çünkü merkezdeki okulların harflerde ilerlediklerini duyuyor geri kaldığımı düşünüyordum. Çizgi çalışmalarını hızlandırıp harflere geçtim. Harflerde de seri ilerlemeye gayret ediyordum. Kitaplara bakılırsa ikinci dönem parça okumaya, metinle ilgili soruları çözmeye başlıyorduk. Hal böyleyken çok çalışmamız gerekiyor ,oyuna az vaktimiz kalıyordu. Abaküslerimiz oyun hamurlarımız çoğu zaman dolapta kalmış şekilde, bir gayret el yazısıyla uğraşıyorduk. Bazı harfleri yapmak o kadar zor geliyordu ki sınıfta ağlayan,yazmak istemeyenden geçilmiyordu.

Derken zorlu bir senenin sonuna geldik. Ben de yoruldum öğrencilerim de .

Harıl harıl çalışıp okumayı ve el yazısı ile yazmayı da öğrendik. Lakin çocuklar diledikleri kadar özgürce oynayamadılar. Okuduğumuzu anlayacak seviyeye geldik ama neden bu kadar yorulduğumuzu anlayamadık…

Şimdiler de ise görüyorum ki artık birinci sınıflar da abaküs ,fasulye vesaire olaylarına hiç girilmemeye başlandı. Fasulyelerin yerini fasiküller aldı. Yazı yazmaktan bitkin düşen çocuklar isyan etti . Uzun uzun okuma metinleri,metinle alakalı sıra sıra sorular,çözülmeyi bekleyen dizi dizi problemler çocukları kara yorguna çevirdi.

Keşke diyorum birinci sınıf öğrencileri okulun kelebekleri olsa. Ellerinden boncukları hiç alınmasa . Ağır olmasa bu kadar ödevleri. Yazmaktan çözmekten değil oynamaktan zıplamaktan yorulsa çocuklarımız. İncecik kanatlarına bu kadar yük yüklemesek. Hafif olsa çantaları.

Biz öğretmenler ,bu narin kelebekleri yormadan kırmadan hiç bir kaygı duymadan eğitip öğretsek…

Paylaş

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir